Haberler

Gençlik Federasyonu İnsan Hakları Komisyonu adına komisyon üyesi Laden Molla'nın açıklaması:

Gençlik Federasyonu İnsan Hakları Komisyonu adına komisyon üyesi Laden Molla'nın açıklaması:

Gençlik Federasyonu İnsan Hakları Komisyonu olarak, Ceza Muhakemeleri Usulü (Değişiklik) Yasası kapsamında yapılan son değişikliklerle şekillenen yeni hukuki yapıyı ve dijital mecralarda yoğunlaşan baskı pratiklerini, ifade ve basın özgürlüğü ekseninde dikkatle takip etmekteyiz.

​Yurttaşların görüşlerini özgürce ifade ettiği dijital kamusal alanın, özellikle sosyal medya platformları üzerinden gerçekleştirilen müdahalelerle giderek daraldığı gözlemlenmektedir. Bu durum yalnızca bireysel hak ve özgürlükler açısından değil, çoğulcu ve demokratik tartışma ortamının sürdürülebilirliği bakımından da ciddi riskler barındırmaktadır. Dijital alanın bu şekilde dönüşmesi; farklı görüşlerin görünürlüğünün azalması, kamusal tartışma alanının daralması ve bireylerin düşüncelerini ifade ederken daha temkinli davranmaya yönelmesi gibi sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.

​Ceza Muhakemeleri Usulü (Değişiklik) Yasası kapsamında kabul edilen düzenleme ile mahkeme süreçlerinin haberleştirilmesine getirilen kısıtlamalar ve isim, görüntü ile bilgi paylaşımına yönelik sınırlamalar; basın faaliyetlerini cezai yaptırım riskiyle karşı karşıya bırakabilecek bir yapı ortaya koymaktadır. Kamuya açık yargı süreçlerinin etkin biçimde haberleştirilememesi ihtimali; bilgiye erişim hakkı, yargı süreçlerinin şeffaflığı ve kamu denetiminin sürdürülebilirliği açısından dikkatle ele alınması gereken bir gerilemeye işaret etmektedir. Bu durum yalnızca basın mensuplarını değil, aynı zamanda kamuoyunun doğru, zamanında ve bağımsız bilgiye erişim hakkını da doğrudan etkilemektedir.

​Benzer şekilde, basın kuruluşlarının siyasi ve idari baskılardan bağımsızlığına ilişkin tartışmalar da yalnızca yasal düzenlemelerin değil, uygulamadaki pratiklerin de belirleyici olduğunu göstermektedir. Eleştirel haberciliğin çeşitli biçimlerde sınırlandırıldığına yönelik değerlendirmeler, demokratik toplumlarda basının üstlendiği denetleyici ve kamuyu bilgilendirici rolün zayıflaması riskini beraberinde getirmektedir.

2025 yılında gerçekleştirilen IV. Gençlik Kongresi kararlarında da sosyal medya paylaşımları nedeniyle bireylerin çeşitli yaptırımlarla karşı karşıya kalabileceğine, eleştirel görüşlerin dolaylı biçimlerde baskılanabileceğine ve bu durumun zaman içerisinde otosansürü teşvik eden bir iklim yarattığına dikkat çekilmiştir. Özellikle eleştirel düşüncenin farklı yöntemlerle kayıt altına alındığı veya bireylerin geçmiş ifadeleri üzerinden değerlendirildiği yönündeki algı, kamusal alanda söz söyleme iradesini zayıflatabilecek unsurlar arasında öne çıkmaktadır.

​Uluslararası insan hakları standartları uyarınca, ifade ve basın özgürlüğüne yönelik her türlü müdahalenin; zorunluluk, ölçülülük ve orantılılık ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu ilkeler, demokratik toplum düzeninin korunması bakımından temel bir güvence niteliği taşımaktadır. Dolayısıyla yapılacak her türlü yasal düzenlemenin ve uygulamanın, insan hakları hukuku ile uyumlu şekilde ele alınması büyük önem arz etmektedir. Devletin temel yükümlülüklerinden biri de bu hakların etkin biçimde kullanılmasını güvence altına almak ve doğrudan ya da dolaylı müdahalelere karşı gerekli korumayı sağlamaktır.

​Bu çerçevede Gençlik Federasyonu olarak; dijital alanda ortaya çıkan baskı ve susturma iddialarının tüm yönleriyle incelenmesini, sorumlular hakkında gerekli idari ve hukuki süreçlerin işletilmesini talep ediyoruz. Kabul edilen yasal düzenlemelerin ifade ve basın özgürlüğü üzerindeki etkilerinin yeniden değerlendirilmesini ve insan hakları standartlarıyla uyumunun gözden geçirilmesini gerekli görmekteyiz. Bilişim suçlarına ilişkin düzenlemelerin temel hak ve özgürlükleri güvence altına alacak şekilde ele alınması, kamu otoritelerinin ifade özgürlüğüne yönelik müdahalelerden kaçınması ve ilgili kurumların insan hakları çerçevesinde düzenli olarak kamuoyunu bilgilendirmesi gerektiğine inanıyoruz.

​İfade özgürlüğünün daraldığı bir ortamda demokratik katılımın güçlenmesi mümkün değildir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklerin korunması yalnızca bireysel bir hak meselesi değil; toplumun ortak geleceği, demokratik düzenin sürdürülebilirliği ve kamusal güvenin korunması açısından da hayati bir gerekliliktir.