Yaşasın 1 Mayıs, yaşasın; çünkü emeğin olduğu kadar insan onurunun ve yaşam hakkının da savunulduğu bir gün olarak gündemimizde kalmaya devam etsin. Maalesef 1 Mayıs'ı karşılarken açıkça ifade etmek gerekir ki karşı karşıya olduğumuz tablo münferit ihlallerden ibaret değildir. Bu bir ihmal değil, sistem sorunudur. Bu, hepimizin birer sorunu hâline gelmiştir.
Geçtiğimiz hafta Dörtyol'da meydana gelen ve bir işçinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan olay ile ondan kısa süre önce Bafra'da bir otel inşaatında yaşanan ve bir işçinin ağır yaralanmasıyla sonuçlanan olay ve daha niceleri... İş sağlığı ve güvenliği alanındaki yapısal zafiyetleri bir kez daha ortaya koymakla kalmamış, önüne alamadığımız niceleri tedbiri de gözler önüne sermiştir.
İşçilerin ülkemizde, Nijerya'da, Türkiye'de veya Pakistan'da doğmuş olmasının bir önemi yoktur. Bu coğrafyada yaşanan her acı, bizim acımızdır. Emek, milliyetle sınıranamayacak kadar ortak; ihmal ise sınır tanımayacak kadar yaygındır.
Bu tür vakaların "iş kazası" olarak nitelendirilmesi, çoğu zaman gerçeği perdelemektedir. Söz konusu olaylar büyük ölçüde önlenebilir nitelikte olup, yetersiz denetim, eksik iş güvenliği önlemleri ve yükümlülüklerin gereği gibi yerine getirilmemesi sonucunda meydana gelmektedir.
İşçilerin yaşam hakkı, hem ulusal mevzuat hem de evrensel insan hakları normları kapsamında güvence altındadır. Bu çerçevede, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin alınmaması veya etkin şekilde uygulanmaması açık bir hak ihlali niteliği taşımaktadır.
1 Mayıs İşçi ve Bahar Bayramı vesilesiyle bir kez daha vurgulamak gerekir ki iş sağlığı ve güvenliği bir tercih değil, ertelenemez bir yükümlülüktür. Denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi, çalışanların hakları konusunda bilinçlendirilmesi ve ihlallerin güvenli biçimde bildirilebileceği başvuru yollarının oluşturulması zorunludur.
Kamu, özel sektör ve sivil toplumun eşgüdüm içinde hareket etmesi, insan hayatının her koşulda önceliklendirildiği bir çalışma düzeninin tesis edilmesi bakımından elzemdir.
Ülkemizde artık işçilerin ölümü "talihsiz bir kaza" söylemiyle geçiştirilemez. Gerekli denetimlerin yapılmadığı, iş güvenliği kurallarının kâğıt üzerinde bırakıldığı ve insan hayatının maliyet hesabına indirgendiği her ortamda meydana gelen her ölüm, yalnızca bireysel bir kayıp değil; aynı zamanda hukuki, idari ve vicdani sorumluluğu bulunan bir sistemin sonucudur. Bir işçinin sabah evinden çıkıp akşam dönememesi kader değildir; bu, önlenebilir ihmaller zincirinin en ağır sonucudur. İnsan hayatını korumakta başarısız olan hiçbir çalışma düzeni meşru kabul edilemez ve bu düzene göz yuman herkes yalnızca sessiz kalmamış, sorumluluğu paylaşmış olacaktır.
Gençlik Federasyonu İnsan Hakları Komisyonu olarak söz konusu olayların tüm yönleriyle aydınlatılması süreçlerini yakından ve titizlikle takip edeceğimizi kamuoyuna saygıyla bildiririz. Soruşturmaların şeffaf, etkin ve hesap verebilir şekilde yürütülmesi için gerekli tüm girişimlerde bulunulacak; sorumluların tespiti ve benzer ihlallerin önlenmesi adına süreçlerin takipçisi olunacaktır.

