Girne'den Taşucu'na hareket ettikten kısa süre sonra alabora olan FİLO JET'te, bu açıklamanın hazırlandığı 3 Eylül 2026 akşamı itibarıyla açıklanan son bilgilere göre 239 kişi kurtarılmış, on insanımız hayatını kaybetmiş, on sekiz insanımızdan ise hâlâ haber alınamamıştır.
Hayatını kaybedenleri rahmet ve saygıyla anıyor, ailelerinin ve sevenlerinin acısını yürekten paylaşıyoruz. Kayıp yakınlarının yaşadığı tarifsiz belirsizliğin farkındayız; aranan her bir insanımıza ulaşılması yönündeki umudumuzu koruyoruz.
Facianın ilk anından itibaren hiçbir karşılık beklemeden denize açılan gönüllü yurttaşlara, tekne sahiplerine, balıkçılara ve kaptanlara; sahil güvenlik, sivil savunma, sağlık, polis, itfaiye ve liman çalışanlarına; Türkiye'den çalışmalara destek veren Türk Deniz Kuvvetleri personeline, TCG Işın ve TCG Alemdar mürettebatına ve arama kurtarma çalışmalarına katkı koyan bütün kurum ve kuruluşlara yürekten teşekkür ediyoruz. Halkımız, bu karanlık günlerde sergilediği dayanışma ve özveriyle bir kez daha birlik içinde hareket etmiştir.
Geminin yaklaşık 550 metre derinlikte tespit edilmesi ve su altı araçlarıyla sürdürülen çalışmalar önemlidir. Arama kurtarma faaliyetleri bütün teknik imkânlar kullanılarak kesintisiz sürdürülmeli; kayıp yakınları söylentilere ve sosyal medyadan gelecek habere mahkûm edilmemelidir. Ailelere düzenli, doğrudan ve doğrulanmış bilgi verilmesi devletin temel sorumluluğudur.
Ancak arama kurtarma çalışmalarına duyduğumuz minnet, bu facianın nedenlerini ve sorumlularını sorgulamamıza engel değildir. FİLO JET faciası, "talihsiz bir deniz kazası" veya "kader" denilerek kapatılamaz. Yolcuların canı yalnızca kaptana emanet edilmemiştir. Gemiyi işleten şirketten bakım ve onarım sorumlularına, klas kuruluşundan liman makamlarına, sefere izin veren kamu görevlilerinden denetim zincirinin en üstündeki siyasi iradeye kadar herkesin eylemi ve ihmali ayrı ayrı incelenmelidir.
Mahkemeye yansıyan ifadeler ve ilk bulgular son derece ağırdır. Taşucu Limanı'nın hava şartları nedeniyle kapalı olduğu, ikinci kaptanın sefer yapılmaması yönünde uyarıda bulunduğu, gemide daha önce su alma ile motor ve dümen arızaları yaşandığının bilindiği, buna rağmen seferin başlatıldığı ve su alınmasının ardından hızın düşürülmediği ileri sürülmektedir. Geminin mevcut bir hasarla sefere çıkmış olabileceği ve bazı mürettebatın gerekli belge ve eğitimlere sahip olmadığı yönündeki iddialar da soruşturma dosyasına yansımıştır. Bunlar henüz kesinleşmiş teknik veya yargısal bulgular değildir; ancak hiçbir şekilde görmezden gelinemez ve bütün yönleriyle araştırılmalıdır.
Basına yansıyan geçmiş kayıtlar da cevap beklemektedir. Geminin İRİS JET adıyla çalıştığı dönemde 2003 yılında rıhtıma çarptığı ve su aldığı; 2018'deki satış sürecinde ise 29 kusur ve uygunsuzluk ile ciddi makine sorunlarının kayda geçirildiği aktarılmaktadır. Bu kusurların giderilip giderilmediği, geminin daha sonra hangi onarımlardan geçirildiği, GRP kompozit gövdesindeki eski hasar ve onarımların hangi teknik yöntemlerle incelendiği, geminin satışından neden vazgeçildiği ve bütün bu bilgilerin neden Limanlar Dairesinin dosyasında bulunmadığı açıklanmalıdır. Satış sürecine ilişkin bütün teknik raporlar soruşturma dosyasına alınmalıdır.
Geminin çalışma izninde üç metrenin üzerindeki dalgalarda sefere izin verilmediği görülmektedir. Mahkemeye sunulan meteoroloji raporunda yaklaşık 1,5 metrelik dalga kaydı bulunduğunun aktarılması, tek başına seferin güvenli olduğunu kanıtlamaz. Taşucu Limanı'nın kapalı olduğu yönündeki bilgiyle birlikte; sefer saatine ve rotaya ait dalga yüksekliği, rüzgâr hızı ve yönü, liman ölçümleri, meteoroloji uyarıları, kaptana iletilen hava raporları ve yapılan risk değerlendirmesi zaman damgalı ham verileriyle açıklanmalıdır. "Hava uygundu" veya "deniz kötüydü" biçimindeki genel ifadeler bilimsel veri değildir.
Geminin "iki ay önce denetlendiğini" söylemek de kamuoyuna verilmiş yeterli bir cevap değildir. Dönemin Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanının sözünü ettiği 35-40 sayfalık tersane raporu, klas sörveyeri, bakım ve onarım kayıtları, yüksek hızlı tekne güvenlik belgeleri ve sefere elverişlilik evrakı eksiksiz yayımlanmalıdır. Kaza sonrasında erişilen Türk Loydu doğrulama ekranında geminin klas sertifikasının neden "INVALID" göründüğü ve bu statünün kazadan önce mi yoksa kazadan sonra mı oluştuğu zaman damgalarıyla açıklanmalıdır. Bugünkü kayıt, belgenin sefer sırasında da geçersiz olduğunu tek başına kanıtlamaz; fakat bu belirsizliğin giderilmesi zorunludur. Belgenin üzerinde ileri bir geçerlilik tarihi bulunması tek başına yeterli değildir. Belge denetimin, mühür de fiili denize elverişliliğin yerine geçmez.
Kaptanın yeterli belgeleri bakımından da kamuoyuna birbirini tutmayan bilgiler verilmektedir. Mahkemeye yansıyan bilgilere göre kaptanın önceki belgesi yenilenmediği için geçerliliğini yitirmiş, daha sonra Honduras makamlarınca düzenlenen bir yeterlik belgesi alınmış ve bu belgeye dayanılarak KKTC makamlarınca uygunluk belgesi verilmiştir. Kamuoyuna sunulan Honduras belgesinde 30 Ekim 2029, KKTC uygunluk belgesinde ise 26 Eylül 2026 son geçerlilik tarihi yazmaktadır.
Buna karşılık, Honduras belgesinin iptal edildiği veya askıya alındığı yönünde bir iddia kamuoyuna yansımıştır. Bu iddia kesinleşmiş bir gerçek gibi sunulmamalı; ancak yalnızca belgelerin üzerindeki tarihler gösterilerek de geçiştirilmemelidir. Honduras makamlarından alındığı belirtilen asıl doğrulama cevabı, U33831322 numaralı belgenin 30 Ağustos 2026 tarihindeki statüsünü gösteren sicil kaydı, varsa askıya alma veya iptal kararının tarihi ve gerekçesi ile KKTC'nin belgeyi tanımasına dayanak oluşturan bütün yazışmalar derhâl yayımlanmalıdır. Belge kazadan önce iptal edilmiş veya askıya alınmışsa bu çok ağır bir denetim skandalıdır; işlem kazadan sonra yapılmışsa bunun tarihi ve hukuki gerekçesi açıklanmalıdır.
Ayrıca kaptanın FİLO JET gibi yüksek hızlı bir yolcu teknesine özgü tip eğitimi, sınavı, deniz hizmeti ve sağlık yeterliliğinin bulunup bulunmadığı ortaya konulmalıdır. Bakanlığın "3 bin tona kadar" şeklindeki açıklamasıyla belgenin üzerindeki "3.000 GT or more" ibaresi arasındaki açık çelişki de giderilmelidir. Bir belgenin sistemde geçerli görünmesi, onu düzenleyen ve kabul eden makamların yürüttüğü işlemlerin sorgulanamayacağı anlamına gelmez.
Yolcuların geminin ön kısmında hasar oluştuğu, aşağıdan su geldiği, mürettebatı uyardıkları hâlde yolculuğun sürdürüldüğü, can yeleklerine ulaşmakta güçlük yaşandığı ve tahliye talimatlarının yetersiz kaldığı yönündeki anlatımları son derece ağırdır. Bunlar soruşturmayla doğrulanması gereken iddialardır; fakat görmezden gelinemez. Liman kamera kayıtları, AIS hareketleri, telsiz konuşmaları, yolcu listeleri, telefon görüntüleri, kaptan jurnali, varsa VDR kayıtları, telefon görüntüleri ve ROV incelemeleri derhâl güvence altına alınmalıdır. Hiçbir delilin kaybolmasına, değiştirilmesine veya karartılmasına izin verilmemelidir.
Dokuz zanlı hakkındaki soruşturma amaçlı tutukluluk sürelerinin uzatılması, bazı liman yetkililerinin görevden uzaklaştırılması, şirketin KKTC çıkışlı seferlerinin durdurulması, teknik incelemenin başlatılması ve ilgili bakanın görevden alınması gerekli fakat gecikmiş adımlardır. Bunların hiçbiri siyasi, idari ve teknik sorumluluğun bütünüyle ortaya çıkarıldığı anlamına gelmez. "Gerekirse istifa ederim" sözü de görevden alma kararı da tek başına hesap verme değildir.
Şirket, "izin aldık" diyerek; liman makamları, "klas belgesi vardı" diyerek; klas kuruluşu, "sertifika düzenledik" diyerek; hükûmet de yalnızca kaptanı veya birkaç çalışanı işaret ederek sorumluluktan kaçamaz. İzin belgesi sorumluluğu ortadan kaldırmaz; o belgenin hazırlanmasında, denetlenmesinde ve onaylanmasında imzası bulunan herkesi hesap vermeye çağırır. Sorumluluk kaptan köşkünde başlayabilir, ancak orada bitemez. Kamu kurumu özel şirketin evrak memuru değildir; yurttaşın can güvenliğini fiilen denetlemekle yükümlüdür.
Erhan Arıklı'nın, daha birkaç gün önce "sorumlular varsa ben dâhil gerekirse istifa ederim" dedikten sonra görevden alınmasını "iki yıldan beri beklediğim bir fırsat" olarak nitelemesi, gülerek "şimdi artık rahatız" demesi ve bakanlığının bu faciada herhangi bir sorumluluğu bulunmadığını kayıp ailelerine anlatacağını söylemesi, siyasi sorumluluğun ne kadar yanlış anlaşıldığını göstermektedir. Sayın Arıklı, görevden alınmak sorumluluğu ortadan kaldırmaz; hükûmetten çekilmek de geçmiş dört buçuk yıllık icraatınızı, imzanızı ve denetiminizdeki kurumların faaliyetlerini hükümsüz hâle getirmez. İnsanların hayatını kaybettiği, ailelerin hâlâ yakınlarından gelecek haberi beklediği bir facianın ardından gülerek "artık rahatız" denilemez; görevden alınma kişisel bir kurtuluş fırsatı gibi sunulamaz. Rahatlaması gereken siyasetçiler değil, bütün gerçekleri öğrenmeye hakkı olan aileler ve toplumdur. Sorumluluğunuz bulunup bulunmadığı siz değil, bağımsız soruşturma ve yargı karar verecektir. Bakanlık makamındayken verilen izinler, yapılmayan veya yetersiz kalan denetimler ve bağlı kurumların işlemleri bütün yönleriyle aydınlatılıncaya kadar ne "daireyi bakanlıktan alıp başkasına bağlayın" ne "grevden alındım" ne de "hükûmetten çekildim" sözü sizi siyasi, idari veya hukuki hesap verme yükümlülüğünden kurtarır.
Başbakan Ünal Üstel'in Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı'nı "soruşturmanın selameti ve kamu vicdanının rahatlaması" gerekçesiyle görevden alması, yalnızca ilgili bakanı değil, bizzat Başbakan'ı ve hükûmetin tamamını bağlayan bir ölçüt ortaya koymuştur. Eğer bir bakanın görevde kalması soruşturmaya gölge düşürebilecekse, bu ilke kişiye, dosyaya veya siyasi ihtiyaca göre uygulanamaz. Siyasi sorumluluk, istenildiğinde hatırlanıp istenildiğinde rafa kaldırılacak bir kavram değildir.
Sahte diploma, sahte reçete, alkollü mama, çocuk ölümleri, silo faciası ve kamu kurumlarına kadar uzanan rüşvet iddiaları karşısında sessizliğini koruyan bir hükûmetin, şimdi tek bir bakanı görevden alarak hesap verdiğini ileri sürmesi kabul edilemez. Komisyon kurup raporu çekmeceye kaldırmak, soruşturmayı zamana yaymak, soru soranları susturmaya çalışmak veya birkaç kişiyi günah keçisi ilan etmek artık alışkanlık hâline getirilemez. Her gecikme delillerin kaybolması, söylentilerin büyümesi ve devlete duyulan güvenin biraz daha çökmesi demektir. Sorumluluk yalnızca bir bakanın değil; yıllardır denetimsizliği, liyakatsizliği ve hesap vermeme kültürünü sürdıren Başbakan'ın ve hükûmetin tamamınındır.
Bu nedenle Başbakan'ı, hükûmeti ve bütün yetkili makamları derhâl şu adımları atmaya çağırıyoruz:
* Arama kurtarma ve su altı çalışmaları bütün teknik imkânlar kullanılarak kesintisiz sürdürülmeli; kayıp yakınları için sürekli çalışan tek bir bilgilendirme ve destek merkezi kurulmalıdır.
* Geminin bütün klas, bakım, onarım, güvenlik ve mürettebat yeterlilik belgeleri; sefer izni, tersane raporu, meteoroloji kayıtları ve Honduras makamlarından alındığı belirtilen belge doğrulama cevabı daha fazla gecikmeden kamuoyuna açıklanmalıdır.
* Liman kamera kayıtları, AIS verileri, telsiz konuşmaları, yolcu listeleri, telefon görüntüleri, kaptan jurnali ve varsa VDR kayıtları derhâl güvence altına alınmalıdır.
* Soruşturma; şirketten, bakanlıktan, liman yönetiminden ve klas kuruluşundan bağımsız, yüksek hızlı tekneler ve kompozit gövdeler konusunda uzman kişilerin yer aldığı bilimsel bir kurul tarafından desteklenmelidir.
* Delillere müdahale veya soruşturmadan kaçma ihtimali somut olarak bulunan kişiler hakkında yurt dışına çıkış yasağı dâhil gerekli koruyucu tedbirler PGM tarafından Başsavcılık aracılığıyla gecikmeden mahkemeden talep edilmelidir.
* Şirketin seferlerinin durdurulması kararı bağımsız güvenlik incelemesi tamamlanıncaya kadar sürdürülmeli; aynı izin ve denetim zincirinden geçen diğer yolcu gemileri de yeniden incelenmelidir.
* Sağ kurtulanlara ve hayatını kaybedenler ile kayıpların ailelerine ücretsiz sağlık hizmeti, psikolojik destek ve hukuki yardım sağlanmalı; tazminat ve sosyal destek süreçleri bürokrasiye boğulmamalıdır.
* Başbakan ve Bakanlar Kurulu, siyasi ve idari sorumluluk zinciri hakkında kamuoyuna eksiksiz hesap vermeli; bağımsız ve güvenilir bir soruşturmayı temin edemiyorlarsa hükûmet olarak görevlerinden çekilmelidir.
Soruşturma tamamlanmadan hiç kimseyi hükmen suçlu ilan etmiyoruz. Ancak bilinen hasarların, arızaların ve uyarıların giderilmediği, buna rağmen insanların sefere çıkarıldığı kanıtlanır bunun "basit bir ihmal", "talihsiz bir kaza" veya "kader" olarak kabul edilmesi mümkün değildir. İnsan hayatını hiçe sayan böyle bir sorumluluk hukuk önünde en ağır karşılığını bulmalıdır.
Hayatını kaybedenlerin acısını, kayıpların umutla beklenen dönüşünü ve sağ kurtulanların yaşadığı travmayı siyasi hesaplaşma malzemesi yapmıyoruz. Tam tersine, onların adına gerçeği, sorumluluğu ve adaleti talep ediyoruz.
Bu toplumun beklentisi mazeret değil gerçektir; göstermelik işlem değil hesap verebilirliktir; sessizlik değil adalettir. Arama kurtarma çalışmaları bir an bile durmamalı, soruşturma bir an bile geciktirilmemeli ve kamu ya da özel ayrımı yapılmaksızın sorumluluğu bulunan herkes bağımsız yargının önüne çıkarılmalıdır.

