19 articles found

Gençlik Federasyonu Merkez Konseyi adına Genel Başkan Yardımcısı Yasemin Aygın’ın açıklaması:
Girne'den Taşucu'na hareket ettikten kısa süre sonra alabora olan FİLO JET'te, bu açıklamanın hazırlandığı 3 Eylül 2026 akşamı itibarıyla açıklanan son bilgilere göre 239 kişi kurtarılmış, on insanımız hayatını kaybetmiş, on sekiz insanımızdan ise hâlâ haber alınamamıştır. Hayatını kaybedenleri rahmet ve saygıyla anıyor, ailelerinin ve sevenlerinin acısını yürekten paylaşıyoruz. Kayıp yakınlarının yaşadığı tarifsiz belirsizliğin farkındayız; aranan her bir insanımıza ulaşılması yönündeki umudumuzu koruyoruz. Facianın ilk anından itibaren hiçbir karşılık beklemeden denize açılan gönüllü yurttaşlara, tekne sahiplerine, balıkçılara ve kaptanlara; sahil güvenlik, sivil savunma, sağlık, polis, itfaiye ve liman çalışanlarına; Türkiye'den çalışmalara destek veren Türk Deniz Kuvvetleri personeline, TCG Işın ve TCG Alemdar mürettebatına ve arama kurtarma çalışmalarına katkı koyan bütün kurum ve kuruluşlara yürekten teşekkür ediyoruz. Halkımız, bu karanlık günlerde sergilediği dayanışma ve özveriyle bir kez daha birlik içinde hareket etmiştir. Geminin yaklaşık 550 metre derinlikte tespit edilmesi ve su altı araçlarıyla sürdürülen çalışmalar önemlidir. Arama kurtarma faaliyetleri bütün teknik imkânlar kullanılarak kesintisiz sürdürülmeli; kayıp yakınları söylentilere ve sosyal medyadan gelecek habere mahkûm edilmemelidir. Ailelere düzenli, doğrudan ve doğrulanmış bilgi verilmesi devletin temel sorumluluğudur. Ancak arama kurtarma çalışmalarına duyduğumuz minnet, bu facianın nedenlerini ve sorumlularını sorgulamamıza engel değildir. FİLO JET faciası, "talihsiz bir deniz kazası" veya "kader" denilerek kapatılamaz. Yolcuların canı yalnızca kaptana emanet edilmemiştir. Gemiyi işleten şirketten bakım ve onarım sorumlularına, klas kuruluşundan liman makamlarına, sefere izin veren kamu görevlilerinden denetim zincirinin en üstündeki siyasi iradeye kadar herkesin eylemi ve ihmali ayrı ayrı incelenmelidir. Mahkemeye yansıyan ifadeler ve ilk bulgular son derece ağırdır. Taşucu Limanı'nın hava şartları nedeniyle kapalı olduğu, ikinci kaptanın sefer yapılmaması yönünde uyarıda bulunduğu, gemide daha önce su alma ile motor ve dümen arızaları yaşandığının bilindiği, buna rağmen seferin başlatıldığı ve su alınmasının ardından hızın düşürülmediği ileri sürülmektedir. Geminin mevcut bir hasarla sefere çıkmış olabileceği ve bazı mürettebatın gerekli belge ve eğitimlere sahip olmadığı yönündeki iddialar da soruşturma dosyasına yansımıştır. Bunlar henüz kesinleşmiş teknik veya yargısal bulgular değildir; ancak hiçbir şekilde görmezden gelinemez ve bütün yönleriyle araştırılmalıdır. Basına yansıyan geçmiş kayıtlar da cevap beklemektedir. Geminin İRİS JET adıyla çalıştığı dönemde 2003 yılında rıhtıma çarptığı ve su aldığı; 2018'deki satış sürecinde ise 29 kusur ve uygunsuzluk ile ciddi makine sorunlarının kayda geçirildiği aktarılmaktadır. Bu kusurların giderilip giderilmediği, geminin daha sonra hangi onarımlardan geçirildiği, GRP kompozit gövdesindeki eski hasar ve onarımların hangi teknik yöntemlerle incelendiği, geminin satışından neden vazgeçildiği ve bütün bu bilgilerin neden Limanlar Dairesinin dosyasında bulunmadığı açıklanmalıdır. Satış sürecine ilişkin bütün teknik raporlar soruşturma dosyasına alınmalıdır. Geminin çalışma izninde üç metrenin üzerindeki dalgalarda sefere izin verilmediği görülmektedir. Mahkemeye sunulan meteoroloji raporunda yaklaşık 1,5 metrelik dalga kaydı bulunduğunun aktarılması, tek başına seferin güvenli olduğunu kanıtlamaz. Taşucu Limanı'nın kapalı olduğu yönündeki bilgiyle birlikte; sefer saatine ve rotaya ait dalga yüksekliği, rüzgâr hızı ve yönü, liman ölçümleri, meteoroloji uyarıları, kaptana iletilen hava raporları ve yapılan risk değerlendirmesi zaman damgalı ham verileriyle açıklanmalıdır. "Hava uygundu" veya "deniz kötüydü" biçimindeki genel ifadeler bilimsel veri değildir. Geminin "iki ay önce denetlendiğini" söylemek de kamuoyuna verilmiş yeterli bir cevap değildir. Dönemin Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanının sözünü ettiği 35-40 sayfalık tersane raporu, klas sörveyeri, bakım ve onarım kayıtları, yüksek hızlı tekne güvenlik belgeleri ve sefere elverişlilik evrakı eksiksiz yayımlanmalıdır. Kaza sonrasında erişilen Türk Loydu doğrulama ekranında geminin klas sertifikasının neden "INVALID" göründüğü ve bu statünün kazadan önce mi yoksa kazadan sonra mı oluştuğu zaman damgalarıyla açıklanmalıdır. Bugünkü kayıt, belgenin sefer sırasında da geçersiz olduğunu tek başına kanıtlamaz; fakat bu belirsizliğin giderilmesi zorunludur. Belgenin üzerinde ileri bir geçerlilik tarihi bulunması tek başına yeterli değildir. Belge denetimin, mühür de fiili denize elverişliliğin yerine geçmez. Kaptanın yeterli belgeleri bakımından da kamuoyuna birbirini tutmayan bilgiler verilmektedir. Mahkemeye yansıyan bilgilere göre kaptanın önceki belgesi yenilenmediği için geçerliliğini yitirmiş, daha sonra Honduras makamlarınca düzenlenen bir yeterlik belgesi alınmış ve bu belgeye dayanılarak KKTC makamlarınca uygunluk belgesi verilmiştir. Kamuoyuna sunulan Honduras belgesinde 30 Ekim 2029, KKTC uygunluk belgesinde ise 26 Eylül 2026 son geçerlilik tarihi yazmaktadır. Buna karşılık, Honduras belgesinin iptal edildiği veya askıya alındığı yönünde bir iddia kamuoyuna yansımıştır. Bu iddia kesinleşmiş bir gerçek gibi sunulmamalı; ancak yalnızca belgelerin üzerindeki tarihler gösterilerek de geçiştirilmemelidir. Honduras makamlarından alındığı belirtilen asıl doğrulama cevabı, U33831322 numaralı belgenin 30 Ağustos 2026 tarihindeki statüsünü gösteren sicil kaydı, varsa askıya alma veya iptal kararının tarihi ve gerekçesi ile KKTC'nin belgeyi tanımasına dayanak oluşturan bütün yazışmalar derhâl yayımlanmalıdır. Belge kazadan önce iptal edilmiş veya askıya alınmışsa bu çok ağır bir denetim skandalıdır; işlem kazadan sonra yapılmışsa bunun tarihi ve hukuki gerekçesi açıklanmalıdır. Ayrıca kaptanın FİLO JET gibi yüksek hızlı bir yolcu teknesine özgü tip eğitimi, sınavı, deniz hizmeti ve sağlık yeterliliğinin bulunup bulunmadığı ortaya konulmalıdır. Bakanlığın "3 bin tona kadar" şeklindeki açıklamasıyla belgenin üzerindeki "3.000 GT or more" ibaresi arasındaki açık çelişki de giderilmelidir. Bir belgenin sistemde geçerli görünmesi, onu düzenleyen ve kabul eden makamların yürüttüğü işlemlerin sorgulanamayacağı anlamına gelmez. Yolcuların geminin ön kısmında hasar oluştuğu, aşağıdan su geldiği, mürettebatı uyardıkları hâlde yolculuğun sürdürüldüğü, can yeleklerine ulaşmakta güçlük yaşandığı ve tahliye talimatlarının yetersiz kaldığı yönündeki anlatımları son derece ağırdır. Bunlar soruşturmayla doğrulanması gereken iddialardır; fakat görmezden gelinemez. Liman kamera kayıtları, AIS hareketleri, telsiz konuşmaları, yolcu listeleri, telefon görüntüleri, kaptan jurnali, varsa VDR kayıtları, telefon görüntüleri ve ROV incelemeleri derhâl güvence altına alınmalıdır. Hiçbir delilin kaybolmasına, değiştirilmesine veya karartılmasına izin verilmemelidir. Dokuz zanlı hakkındaki soruşturma amaçlı tutukluluk sürelerinin uzatılması, bazı liman yetkililerinin görevden uzaklaştırılması, şirketin KKTC çıkışlı seferlerinin durdurulması, teknik incelemenin başlatılması ve ilgili bakanın görevden alınması gerekli fakat gecikmiş adımlardır. Bunların hiçbiri siyasi, idari ve teknik sorumluluğun bütünüyle ortaya çıkarıldığı anlamına gelmez. "Gerekirse istifa ederim" sözü de görevden alma kararı da tek başına hesap verme değildir. Şirket, "izin aldık" diyerek; liman makamları, "klas belgesi vardı" diyerek; klas kuruluşu, "sertifika düzenledik" diyerek; hükûmet de yalnızca kaptanı veya birkaç çalışanı işaret ederek sorumluluktan kaçamaz. İzin belgesi sorumluluğu ortadan kaldırmaz; o belgenin hazırlanmasında, denetlenmesinde ve onaylanmasında imzası bulunan herkesi hesap vermeye çağırır. Sorumluluk kaptan köşkünde başlayabilir, ancak orada bitemez. Kamu kurumu özel şirketin evrak memuru değildir; yurttaşın can güvenliğini fiilen denetlemekle yükümlüdür. Erhan Arıklı'nın, daha birkaç gün önce "sorumlular varsa ben dâhil gerekirse istifa ederim" dedikten sonra görevden alınmasını "iki yıldan beri beklediğim bir fırsat" olarak nitelemesi, gülerek "şimdi artık rahatız" demesi ve bakanlığının bu faciada herhangi bir sorumluluğu bulunmadığını kayıp ailelerine anlatacağını söylemesi, siyasi sorumluluğun ne kadar yanlış anlaşıldığını göstermektedir. Sayın Arıklı, görevden alınmak sorumluluğu ortadan kaldırmaz; hükûmetten çekilmek de geçmiş dört buçuk yıllık icraatınızı, imzanızı ve denetiminizdeki kurumların faaliyetlerini hükümsüz hâle getirmez. İnsanların hayatını kaybettiği, ailelerin hâlâ yakınlarından gelecek haberi beklediği bir facianın ardından gülerek "artık rahatız" denilemez; görevden alınma kişisel bir kurtuluş fırsatı gibi sunulamaz. Rahatlaması gereken siyasetçiler değil, bütün gerçekleri öğrenmeye hakkı olan aileler ve toplumdur. Sorumluluğunuz bulunup bulunmadığı siz değil, bağımsız soruşturma ve yargı karar verecektir. Bakanlık makamındayken verilen izinler, yapılmayan veya yetersiz kalan denetimler ve bağlı kurumların işlemleri bütün yönleriyle aydınlatılıncaya kadar ne "daireyi bakanlıktan alıp başkasına bağlayın" ne "grevden alındım" ne de "hükûmetten çekildim" sözü sizi siyasi, idari veya hukuki hesap verme yükümlülüğünden kurtarır. Başbakan Ünal Üstel'in Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı'nı "soruşturmanın selameti ve kamu vicdanının rahatlaması" gerekçesiyle görevden alması, yalnızca ilgili bakanı değil, bizzat Başbakan'ı ve hükûmetin tamamını bağlayan bir ölçüt ortaya koymuştur. Eğer bir bakanın görevde kalması soruşturmaya gölge düşürebilecekse, bu ilke kişiye, dosyaya veya siyasi ihtiyaca göre uygulanamaz. Siyasi sorumluluk, istenildiğinde hatırlanıp istenildiğinde rafa kaldırılacak bir kavram değildir. Sahte diploma, sahte reçete, alkollü mama, çocuk ölümleri, silo faciası ve kamu kurumlarına kadar uzanan rüşvet iddiaları karşısında sessizliğini koruyan bir hükûmetin, şimdi tek bir bakanı görevden alarak hesap verdiğini ileri sürmesi kabul edilemez. Komisyon kurup raporu çekmeceye kaldırmak, soruşturmayı zamana yaymak, soru soranları susturmaya çalışmak veya birkaç kişiyi günah keçisi ilan etmek artık alışkanlık hâline getirilemez. Her gecikme delillerin kaybolması, söylentilerin büyümesi ve devlete duyulan güvenin biraz daha çökmesi demektir. Sorumluluk yalnızca bir bakanın değil; yıllardır denetimsizliği, liyakatsizliği ve hesap vermeme kültürünü sürdıren Başbakan'ın ve hükûmetin tamamınındır. Bu nedenle Başbakan'ı, hükûmeti ve bütün yetkili makamları derhâl şu adımları atmaya çağırıyoruz: * Arama kurtarma ve su altı çalışmaları bütün teknik imkânlar kullanılarak kesintisiz sürdürülmeli; kayıp yakınları için sürekli çalışan tek bir bilgilendirme ve destek merkezi kurulmalıdır. * Geminin bütün klas, bakım, onarım, güvenlik ve mürettebat yeterlilik belgeleri; sefer izni, tersane raporu, meteoroloji kayıtları ve Honduras makamlarından alındığı belirtilen belge doğrulama cevabı daha fazla gecikmeden kamuoyuna açıklanmalıdır. * Liman kamera kayıtları, AIS verileri, telsiz konuşmaları, yolcu listeleri, telefon görüntüleri, kaptan jurnali ve varsa VDR kayıtları derhâl güvence altına alınmalıdır. * Soruşturma; şirketten, bakanlıktan, liman yönetiminden ve klas kuruluşundan bağımsız, yüksek hızlı tekneler ve kompozit gövdeler konusunda uzman kişilerin yer aldığı bilimsel bir kurul tarafından desteklenmelidir. * Delillere müdahale veya soruşturmadan kaçma ihtimali somut olarak bulunan kişiler hakkında yurt dışına çıkış yasağı dâhil gerekli koruyucu tedbirler PGM tarafından Başsavcılık aracılığıyla gecikmeden mahkemeden talep edilmelidir. * Şirketin seferlerinin durdurulması kararı bağımsız güvenlik incelemesi tamamlanıncaya kadar sürdürülmeli; aynı izin ve denetim zincirinden geçen diğer yolcu gemileri de yeniden incelenmelidir. * Sağ kurtulanlara ve hayatını kaybedenler ile kayıpların ailelerine ücretsiz sağlık hizmeti, psikolojik destek ve hukuki yardım sağlanmalı; tazminat ve sosyal destek süreçleri bürokrasiye boğulmamalıdır. * Başbakan ve Bakanlar Kurulu, siyasi ve idari sorumluluk zinciri hakkında kamuoyuna eksiksiz hesap vermeli; bağımsız ve güvenilir bir soruşturmayı temin edemiyorlarsa hükûmet olarak görevlerinden çekilmelidir. Soruşturma tamamlanmadan hiç kimseyi hükmen suçlu ilan etmiyoruz. Ancak bilinen hasarların, arızaların ve uyarıların giderilmediği, buna rağmen insanların sefere çıkarıldığı kanıtlanır bunun "basit bir ihmal", "talihsiz bir kaza" veya "kader" olarak kabul edilmesi mümkün değildir. İnsan hayatını hiçe sayan böyle bir sorumluluk hukuk önünde en ağır karşılığını bulmalıdır. Hayatını kaybedenlerin acısını, kayıpların umutla beklenen dönüşünü ve sağ kurtulanların yaşadığı travmayı siyasi hesaplaşma malzemesi yapmıyoruz. Tam tersine, onların adına gerçeği, sorumluluğu ve adaleti talep ediyoruz. Bu toplumun beklentisi mazeret değil gerçektir; göstermelik işlem değil hesap verebilirliktir; sessizlik değil adalettir. Arama kurtarma çalışmaları bir an bile durmamalı, soruşturma bir an bile geciktirilmemeli ve kamu ya da özel ayrımı yapılmaksızın sorumluluğu bulunan herkes bağımsız yargının önüne çıkarılmalıdır.

Gençlik Federasyonu Merkez Konseyi adına Genel Başkan Mustafa Özbilgehan'ın açıklaması:
Gençlik, spor, kültür ve akademik alanlarda yaşanan her temsil sorununun ardından yalnızca "karşı taraf bizi engelledi" demek, mücadele değil öğrenilmiş çaresizliktir. Kıbrıslı Rum liderliği tarafından Kıbrıslı Türklerin dış temaslarına karşı yürütülen sistematik engelleme girişimleri gerçektir; ancak bu gerçek, yıllardır kurum oluşturmayan, mevcut kurumları desteklemeyen, bütçe ayırmayan ve uluslararası ilişkileri ihmal eden kamu yönetiminin mazereti olamaz. Karar vericiler, bu gerçekliği adeta devlet politikasına dönüşmüş kemikleşmiş atalet ve tepkiciliği meşrulaştıran bir kalkan olarak kullanmaktan vazgeçmelidir. Hukuki ve kamusal zemin titizlikle araştırılmalı; rasyonel fakat cesur ve dinamik adımlarla uluslararası kuruluşların kapıları aşındırılmalı, temaslar sürekli artırılmalıdır. Ülkemizde coğrafya yarışmaları düzenleyen, öğrencileri seçip hazırlayan ve uluslararası kuruluşlarla ilişki kuran bir kurum yoksa coğrafya olimpiyatlarında nasıl temsil edileceğiz? Tavlayı ülke çapında örgütleyen ve uluslararası başvuruları takip eden bir yapı yoksa uluslararası tavla masasında bizi kim temsil edecek? Kurum kurmadan temsil, emek vermeden sonuç beklenemez. Formül açıktır: İçte güçlü kurumlar, dışta koordineli faaliyetler. İki ayrı Milli Olimpiyat Komitesi'nin bulunduğu dönemde parçalanmanın bedelini ödedik; uluslararası temasımız zayıfladı, temsil gücümüz geriledi. Bugün MOK ve üye federasyonlar güçlendikçe çalışmaların yeniden arttığını görüyoruz. Demek ki yapılması gereken yeni tabelalar üretmek değil, var olan kurumları güçlendirmektir. Bağımsız Kıbrıslı Türk gençlik örgütlerinin çatı kuruluşu olarak, gençlik alanında aynı hatanın tekrarlanmasına izin vermeyeceğiz. Gençliğin siyaset üstü kazanımları için yürütülen çalışmaların kişisel ikbalperestlik ve sıfat ihtirası uğruna baltalanması, gençlik sorunlarının açıkça araçsallaştırılmasıdır. Bu anlayış yeniyi değil "yine"yi, ilerlemeyi değil statükoyu üreten bir kısır döngüdür. Gençlik kurumlarını hiç kimsenin makam ve nüfuz mücadelesine teslim etmeyeceğiz; bu girişimlerin karşısında açıkça duracağız. Cumhurbaşkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı durağanlıktan sıyrılmalı; Belediyeler Birliği, Milli Olimpiyat Komitesi, Gençlik Federasyonu, ilgili gençlik ve spor federasyonları, üniversiteler, kültür kuruluşları ve tüm paydaşlarla sağlam temellere dayanan, sürdürülebilir ve verimli bir koordinasyon mekanizması kurmalıdır. Başvuru takvimi, bütçeler ve görev paylaşımı önceden belirlenmeli; diplomatik temaslar proaktif biçimde yürütülmelidir. Yurt dışındaki gençlik ve öğrenci örgütleri de bulundukları ülkelerde aktif lobi faaliyeti yürütmelidir. Uluslararası çalışmalar aynı zamanda kurumsal gizlilik gerektirir. Gençlik Federasyonu ve Kıbrıs Türk Gençlik Meclisinin uluslararası tanınırlığını artırmak amacıyla aylardır yürüttüğümüz temas ve girişimleri, içerideki ve dışarıdaki kötü niyetli unsurların müdahalesinden korumak için sonuçlanıncaya kadar gizli tutuyoruz. Aynı hassasiyet, ülkemizde ciddi uluslararası çalışmalar yürüten sınırlı sayıdaki kurumumuz için de zorunludur. Bu gizlilik hesap vermekten kaçınmak değil, süreci korumaktır. Ne var ki kamu makamları bilgi güvenliği ve kurumsal ketumluk bakımından gerekli güven ortamını yaratamamaktadır. Erken açıklamalar, kontrolsüz bilgi paylaşımı ve siyasi sahiplenme çabaları devam eden girişimleri riske atmaktadır. Başta Cumhurbaşkanlığı olmak üzere kamu kurumları gençlik, spor ve kültüre gereken ihtimamı göstermemekte; gerekli dinamizmi ortaya koyma konusunda sınıfta kalmaktadır. Olaylar yaşandıktan sonra açıklama yapmak politika değildir. Süreci siyasi partilere teslim etmek, ardından her küçük teması "tanınma zaferi" diye pazarlamak da uluslararası temsiliyet değildir. Çağrımız açıktır: Kurumları oluşturun. Mevcut kurumları güçlendirin. Dış faaliyetleri koordine edin ve eldeki yetişmiş insan kaynağını etkin şekilde kullanın. Aksi hâlde bu ülke, her yeni olayda aynı mazeretleri dinlemeye ve aynı şikâyetleri siyasi nutuklarda duymaya mahkûm edilecektir.

Lefkoşa Sohbetleri’nin ilk buluşmasını geride bıraktık.
Lefkoşa Sohbetleri’nin ilk buluşmasını geride bıraktık. Bu ilk sohbette, sevilen yazar Mehmet Yaşın ve Sarı Kehribar odağında Lefkoşa’nın hafızasına, edebiyata ve şiire birlikte baktık. Şehrin sokaklarında, hikâyelerinde ve hatıralarında iz bırakan Lefkoşa’yı konuştuğumuz bu güzel akşamda bizimle olan herkese teşekkür ederiz.

Kıbrıs Türk Gençlik Meclisi Futbol Takımı ile Cumhuriyet Meclisi Futbol Takımı, dostluk maçında karşı karşıya geldi.
Kıbrıs Türk Gençlik Meclisi Futbol Takımı ile Cumhuriyet Meclisi Futbol Takımı, dostluk maçında karşı karşıya geldi. Maç öncesinde düzenlenen törende konuşan Gençlik Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Özbilgehan, sportif faaliyetlerin gençlerin sosyal ve fiziksel gelişimi açısından önemine dikkat çekti. Özbilgehan, bu tür organizasyonlarla gençlerin farklı kesimlerle bir araya gelmesinin ve sosyal bağların güçlendirilmesinin değerli olduğunu ifade ederek, Cumhuriyet Meclisi ile böyle bir organizasyonda buluşmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Maç öncesinde konuşan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Oğuzhan Hasipoğlu ise karşılaşmanın bir başlangıç olduğunu belirterek, gençlerle bir araya gelinebilecek farklı etkinliklerin de hayata geçirilmesini arzuladığını söyledi. Dostluk ve dayanışma ruhunun ön plana çıktığı karşılaşmada, sporun birleştirici gücü bir kez daha ortaya konuldu. Karşılaşma 2-2 sona erdi. Gençlik Federasyonu olarak gençlerin sosyal, kültürel ve sportif alanlarda aktif katılımını destekleyen bu tür organizasyonların artarak devam etmesini diliyor; katkı sunan ve katılım gösteren herkese teşekkür ediyoruz.

Tıpta sınavsız uzmanlığa karşı imzanı at!
Cumhuriyet Meclisi gündemindeki Sağlık Hizmetleri Dairesi Yasa Tasarısı kapsamında, tıp ve diş hekimliği uzmanlık eğitimine girişte öngörülen merkezi sınav şartının kaldırılmasına yönelik girişimleri endişeyle takip ediyoruz. Tıp ve diş hekimliğinde uzmanlık eğitimine kabul sürecinin; genç hekimler açısından fırsat eşitliğini gözeten, kişisel veya kurumsal takdirden bağımsız, objektif, denetlenebilir ve toplum sağlığına en yüksek düzeyde yarar sağlamayı amaçlayan kriterlere dayanması gerektiğini düşünüyoruz. Aynı uzmanlık kadrosu için yarışan her adayın aynı kurallara tabi olduğu, değerlendirme kriterlerinin önceden bilindiği ve sonuçların denetlenebildiği bir sistem istiyoruz. Uzmanlık eğitimi hakkının emek ve liyakatle kazanılması gerektiğine inanıyoruz. Merkezi sınav, adil bir başlangıcın önemli bir güvencesidir, ancak uzmanlık eğitimindeki tüm sorunların tek başına çözümü değildir. Uzmanlık kontenjanları, kurumlarımızın eğitim kapasitesi ve toplumun uzman hekim ihtiyacı dikkate alınarak belirlenmelidir. Ülkemizin nüfusu ve sağlık hizmeti kapasitesi göz önünde bulundurularak, her uzmanlık dalının gerektirdiği hasta sayısı ve vaka çeşitliliğinin KKTC'de karşılanıp karşılanamadığı bilimsel verilerle ortaya konulmalıdır. Yeterli klinik deneyimin sağlanamadığı alanlarda, uzmanlık eğitiminin niteliğini güvence altına almak amacıyla Türkiye'deki yetkin eğitim kurumlarıyla resmi iş birlikleri ve planlı rotasyon programları oluşturulmalıdır. Amacın diploma dağıtmak değil; yeterli bilgi, beceri ve klinik deneyime sahip uzmanlar yetiştirmek olduğu bir sağlık sistemi istiyoruz. Yetkinliği yeterince güvence altına alınmadan hekimlerin ağır sorumluluklarla baş başa bırakılmasını da, emeğinin karşılığını göremeyen nitelikli hekimlerin beyin göçüne mecbur bırakılmasını da kabul etmiyoruz. Genç hekimlerin yıllar süren emeklerinin gerçek karşılığının kaliteli bir uzmanlık eğitimi, adil bir değerlendirme sistemi ve adil çalışma koşulları olduğunu biliyoruz. Sağlık sisteminde liyakatten uzaklaşmanın, kişisel veya kurumsal çıkarların ve siyasi kayırma ihtimalinin önünü açabilecek uygulamaların bedelini yalnızca hekimlerin değil, tüm toplumun ödeyeceğini biliyoruz. Bu nedenle Sağlık Bakanlığı'nın, toplum sağlığını ve genç hekimlerin geleceğini doğrudan ilgilendiren böylesine hassas bir konuda merkezi sınav şartının kaldırılmasına yönelik tutumunu kabul edilemez buluyor ve bu tutumunu yeniden değerlendirmesini talep ediyoruz. Genç hekimlerin iradesini, emeğini ve geleceklerini görmezden gelen, liyakat ve fırsat eşitliği konusunda soru işaretleri yaratan hiçbir yaklaşımın sağlık sistemimizin geleceğine yön vermesini kabul etmiyoruz. Toplum sağlığının ve genç hekimlerin haklarının korunmasında önemli sorumluluk taşıyan Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği’ni, Serbest Çalışan Hekimler Derneği’ni, Kıbrıs Türk Tabipleri Odası’nı, Kıbrıs Türk Diş Tabipleri Odası’nı ve ilgili tüm meslek örgütleri ile kuruluşları kampanyamızaaçık destek vermeye davet ediyoruz. Tüm tıp ve diş hekimliği öğrencilerini, mesleğin her kademesindeki hekimleri, diş hekimlerini ve akademisyenleri kampanyamıza destek olmaya ve bu ortak iradeyi imzalarıyla güçlendirmeye davet ediyoruz. Bu doğrultuda, merkezi, denetlenebilir, bilimsel ölçütlere dayanan, çağın gerekliliklerine uyum sağlayan ve liyakati esas alan bir uzmanlık giriş sınavının uygulanması talebimizi Sağlık Bakanlığı’na ve ilgili tüm kurumlara duyurmak amacıyla hekimler, diş hekimleri ve hekim adayları arasında bir imza kampanyası başlatıyoruz. Sağlıkta liyakat için sınavsız uzmanlığa karşı imzanı at . https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLSercD5XXsuRreIpUXjyuyu4ZbMBbksEx5uF8DOPx6Dk5gVBDw/viewform

Gençlik Federasyonu'ndan Gençlik Dairesi'ne Nezaket Ziyareti
Gençlik Federasyonu Genel Başkanımız Mustafa Özbilgehan, Merkez Konsey Üyemiz Nesrin Tözener, Genel Koordinatörümüz Candoğan Özkan ve Kültür Komisyonu Sekreterimiz Vedia Bakıroğlu, görevine yeni başlayan Gençlik Dairesi Müdürü Pınar Bıçaklı’ya nezaket ziyaretinde bulundu. Hâlihazırda Daire ve Federasyon arasında devam eden projelerin ve önümüzdeki dönem yapılacak etkinliklerin ele alındığı toplantı yaklaşık 90 dakika sürdü. Müdürümüze yeni görevinde başarılar diler, ülke gençliğinin ilerlemesinde kamu ve sivil toplumun bir arada ve iş birliği içerisinde çalışmasının önemine inanıyoruz.

Kültür Forumu kapsamında düzenlediğimiz Kent Yürüyüşleri serisinin ikincisini geride bıraktık.
Kültür Forumu kapsamında düzenlediğimiz Kent Yürüyüşleri serisinin ikincisini geride bıraktık. Gençlik Federasyonu Kültür Komisyonu ve Lefkoşa Gençlik Derneği iş birliğiyle gerçekleşen etkinlikte, kentsel farkındalığı artırmak ve toplumsal hafızayı güçlendirmek adına Lefkoşa sokaklarını adımladık. Tur rehberimizin anlatımıyla Kardeş Ocağı ve Lefkoşa’nın tarihi sokaklarındaki kentsel sözlü tarih aktarımına tanıklık eden, fotoğraflarıyla etkinliğe renk katan tüm katılımcılarımıza teşekkür ederiz.

Gençlik Federasyonu Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları masası adına Naz Aktunç'un açıklaması;
Dün Taşkınköy’de bulunan bir süpermarkette bir kadına yönelik gerçekleştirilen bıçaklı saldırıyı ve öldürmeye teşebbüs eylemini derin bir üzüntü ve infialle karşılıyoruz. Öncelikle saldırıya uğrayan kadına acil şifalar diliyor; tedavi ve iyileşme sürecinde kendisinin ve yakınlarının yanında olduğumuzu ifade ediyoruz. Cinsiyet gözetmeksizin şiddetin her türlüsüne karşı olmakla birlikte, kadına yönelik şiddetin münferit vakalardan ibaret olmadığını; toplumsal, hukuki ve kurumsal boyutları bulunan sistematik bir sorun teşkil ettiğini vurguluyoruz. Küresel bir sorun olan kadına yönelik şiddet, ne yazık ki dünyanın hemen her yerinde farklı biçim ve oranlarda meydana gelmektedir. Bu olgunun belirli bir ülkeye, dine, etnik kökene veya kültüre özgü bir toplumsal özellik olarak değerlendirilmesi doğru değildir. Ülkeler arasındaki temel farklılık; şiddetin varlığından ziyade, devletlerin bu suçları önlemek amacıyla geliştirdiği politikalar, mağdurlara sunduğu koruma mekanizmaları ve soruşturma ile cezalandırma yükümlülüklerini ne ölçüde etkili biçimde yerine getirdiğidir. Bu nedenle, kadına yönelik şiddetin sebepleri failin kimliğine indirgenmemeli; bu tür eylemlerin ortaya çıkmasına, sürdürülmesine ve tekrarlanmasına imkân veren toplumsal ve kurumsal koşullarda aranmalıdır. Yaşam hakkını korumak, devletin en temel yükümlülüklerinden biridir. Bu yükümlülük, yalnızca yaşam hakkına yönelik saldırıları cezalandırmayı değil; yetkili makamların bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikeden haberdar olduğu veya haberdar olması gerektiği hâllerde, tehlikeyi önlemek amacıyla gerekli ve makul tedbirleri zamanında almasını da kapsamaktadır. Bu çerçevede, kamuoyunda failin uyruğu ve göç statüsü üzerinden yürütülen tartışmaların, odağı esas mesele olan kadına yönelik şiddetten uzaklaştırdığı kanaatindeyiz. Asıl üzerinde durulması gereken hususlar; bir kadının yaşam hakkına kastedilmiş olması, faili bu eylemi gerçekleştirme noktasına taşıyan ve cesaretlendiren koşullar ile benzer saldırıların önlenmesine yönelik mevcut mekanizmaların ne ölçüde etkili olduğudur. Bu vesileyle, Ev İçi Şiddet Yasası’nın gecikmeksizin hayata geçirilmesine ilişkin duruşumuzu bir kez daha yineliyoruz. Bu doğrultuda, kadına yönelik şiddetin önlenmesine, mağdurların etkin biçimde korunmasına ve faillerin etkili biçimde soruşturularak cezalandırılmasına yönelik hukuki ve kurumsal mekanizmaların ivedilikle oluşturulmasını talep ediyoruz. Gençlik Federasyonu olarak, bu alandaki gecikme ve ihmallerin devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğüyle bağdaşmadığını önemle vurguluyoruz. GF Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Masası adına Sekreter Naz Aktunç

Gençlik Federasyonu Merkez Konseyi adına Genel Başkan Mustafa Özbilgehan'ın açıklaması;
Kumyalı'da bir arpa depolama silosunun çökmesi sonucu bir emekçinin yaşamını yitirmesi, ülkemizde giderek ağırlaşan iş sağlığı ve güvenliği sorununu bir kez daha acı biçimde gözler önüne sermiştir. Ölümlü iş kazalarının arda yaşanması, çalışma hayatındaki denetim ve güvenlik eksikliklerinin münferit olaylar üzerinden değil, bütünlüklü ve yapısal bir sorun olarak ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Kıbrıs Türk gençliğinin geçmiş Gençlik Kongrelerinde aldığı kararlar da bu konudaki sorunların uzun süredir bilindiğini açıkça ortaya koymaktadır. 2023 yılında gerçekleştirilen III. Kıbrıs Türk Gençlik Kongresi Sağlık Komitesi, oy birliğiyle Kuzey Kıbrıs'taki iş sağlığı ve güvenliği koşullarının yeterli olmadığını, 14 Temmuz 2008 tarihinden beri yürürlükte bulunan mevzuatın etkin şekilde denetlenmediğini ve devletin bu alana daha fazla kaynak ayırması gerektiğini tespit etmiştir. Komite ayrıca, iş kazaları, meslek hastalıkları ve ihmal konusunda toplumsal farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekmiştir. IV. Kıbrıs Türk Gençlik Kongresi İnsan Hakları Komitesi de oy birliğiyle mevcut çalışma koşullarının işçi sağlığı ve güvenliği açısından ciddi sorunlar barındırdığını, işçilerin hak arama süreçlerinde zorluklarla karşılaştığını ve etkin denetim mekanizmalarına ihtiyaç olduğunu vurgulamıştır. Farklı yıllarda ve farklı Gençlik Kongrelerinde alınan bu kararlar, iş sağlığı ve güvenliği alanındaki eksikliklerin süreklilik gösteren yapısal bir sorun olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle Kumyalı'da yaşanan ölüm yalnızca "kaçınılmaz bir iş kazası" olarak değerlendirilmemelidir. Olay bütün yönleriyle etkili ve şeffaf biçimde araştırılmalı; silonun teknik güvenliği, bakım ve periyodik kontrolleri, risk değerlendirmeleri, çalışanlara verilen eğitimler, işveren yükümlülükleri ve yetkili kamu kurumlarının denetim görevlerini gereği gibi yerine getirip getirmediği açıklığa kavuşturulmalıdır. İhmal veya kusuru tespit edilen kişi ve kurumlar hakkında gerekli idari, hukuki ve cezai süreçler işletilmelidir. Yaşanan bu acı olaydan sonra yalnızca soruşturmanın sonucunu beklenmemeli; ülkedeki benzer silo, depo, fabrika ve üretim tesisleri gecikmeksizin kapsamlı denetimden geçirilmelidir. Denetim sonuçları kamuoyuyla paylaşılmalı, iş kazalarına ilişkin düzenli ve şeffaf istatistikler yayımlanmalı, müfettiş sayısı ve denetim kapasitesi artırılmalı, çalışanlar ile işverenlere yönelik zorunlu eğitimler etkili biçimde uygulanmalı ve yükümlülüklerini ihlal edenlere karşı caydırıcı yaptırımlar hayata geçirilmelidir. İş cinayetleri yalnızca istatistiksel veriler değil; denetimsizlik, ihmal ve önlenebilir riskler nedeniyle yarım kalan insan hayatlarıdır. Hiçbir emekçi, ekmeğini kazanmak için çıktığı işten evine dönememe riskiyle karşı karşıya kalmamalıdır. İş sağlığı ve güvenliği, maliyet hesabına veya ihmale feda edilemeyecek temel bir haktır. Yaşamını yitiren emekçiyi saygıyla anıyor; ailesinin, yakınlarının ve çalışma arkadaşlarının acısını paylaşıyoruz. Benzer acıların bir daha yaşanmaması ve bütün emekçilerin güvenli, sağlıklı ve insan onuruna yaraşır koşullarda çalışabilmesi için yetkili kurumları Kongre kararlarımız doğrultusunda somut, önleyici ve caydırıcı adımları gecikmeksizin atmaya davet ediyoruz.

